3 Eylül 2025 Çarşamba

Hayat

Bugünün yazma görevlerinden sadece, bir karakterin mesela çekingen olduğunu bir sahne kurarak anlatmak ilgimi çekti. Şu an ısınma aşamasındayım, yani gelişine yazıyorum. Bu sabah sözde arkadaşlarımla buluştum, biraz eğlendim, biraz sıkıldım. Eve geldim, hızla bir yemek koydum ve yazmaya oturdum. Bilmem bu yazma pratikleri işe yarıyor mu? Umarım yarıyordur yaw. Neyse yapacak daha iyi bir işim var mı şu an? Hayır, o zaman yaz yaz yaz. 




Dün bütün günü aşırı sıkıntılı ve her an birilerine dalacakmış gibi geçirdim. Etrafımda çocuklarımdan başka kimse olmadığı için de biraz onlara daldım. Bir tarafım ağlamak istiyordu -pek ağlamam ben-, bir tarafım bağırmak, bir tarafım da tüm gün yatakta yorganı başıma çekip yatmak istiyordu. Diyorlar ya hani, 'Duygularınızı hafife almayın, şefkatle araştırın ne hissettiğinizi', ben de çok şefkatli olmasam da kendime karşı, bir durup sordum kendime 'Ne oluyor yaw, regli uzak bir ihtimal, kocan her zamanki kadar canını sıkıyor, ne oluyor sana?' Ve birden hatırladım, dün babamın otuzuncu ölüm yıldönümüydü. Koskoca otuz yıl, nasıl da geçmişti yıllar, onsuz? Hayat gerçekten çok garip. Bir varsın bir yoksun. Bir gün baban var, sonra bir daha yok. Ben kısmen şanslıydım, babasını üç yaşında kaybetmiş, ilkokul arkadaşıma kıyasla. Yaşım daha büyüktü ama yine de her ölüm gibi zamansız ve çok üzücüydü. Bir de babam aşırı tatlı bir insandı. Erken yatarak dünü atlattım. Sözde arkadaşlarımı beklerken de, başka bir karakteri kullanarak babamı yazdım....


Ayla en çok babasını seviyor. Sakinliğini, gülümsemesini, yumuşak yanaklarını, mis gibi kokusunu, her sabah işe gitmeden özenle hazırlanışını, dalgalı saçlarına fön makinesiyle şekil verme çabasını ve onu sevmesini seviyor. Babası işe gecikiyor olsa bile her sabah onu kapıdan yolculuyor, işten izin aldığı günler pencerede Ayla'nın gelişini bekliyor. Ayla kitap okumayı çok sevdiği için her akşam elinde bir kitap ya da dergiyle geliyor eve. Her sabah "Günaydın Ayla kuşum" diye sesleniyor odasının kapısından. 


Sadece bir kere "Annem ya da sen çalışmasaydınız, her gün kapıyı anahtarla açmak yerine zili çalardım ne güzel ve beni evde belki kek kokusu karşılardı (annesi diğer anneler gibi kek yapmıyor)" dedi diye babası o hafta işten izin alıp, bir gün kek, bir gün de kurabiye yapmıştı Ayla için. Ne güzel bir haftaydı. Her gün okul dönüşü kapıyı gülümseyerek açıp "Nasıl geçti günün Ayla kuşum? Günlüğüne yazacak bir şeyler var mı?" diye sormuştu. 


Üniversite için dersanenin programını almaya gideceği gün, babası da evle ilgili bir işin dışarı çıkacaktı. "Seni de arabayla bırakayım ister misin?" demişti, "Yok sağol babacım, ben gider gelirim" demişti Ayla. Tam "Görüşürüz baba" diyecekken, babası "Cat Stevens ne güzel şarkı söylüyor böyle, bir de baksana Ayla bu tshirt yakış mı bana?" demişti neşeyle. "Çok yakışıklısın çok" deyip öpmüştü Ayla babasını ve sonra da koşarak çıkmıştı evden o sabah. Öğleden sonra eve geldiğinde, kapının önünün ayakkabılarla dolu olması şaşırttı onu ilk ve evin açık kapısı. İçeride bir sürü insan vardı. Onu gören herkesin yüzünü tatsız bir ifade kaplıyordu. Ne olmuştu? Neden babasının ve annesinin bütün arkadaşları evdeydi? Kanepede baygın yatan annesini gördü, Günseli abla koşarak yanına gelip sarıldı Ayla'ya, "Baban...." dedi, gerisini söylemesine gerek yoktu, ayrıntılar önemsizdi, babası ölmüştü.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder