16 Ekim 2017 Pazartesi

Yazayım Bari Daldan Dala Atlaya Atlaya

Yıl bitmeden bir yazı daha yazayım bari dedim. Kafamdan sürekli yazıyorum aslında ama onlar maalesef blogda gözükmüyor. Mesela bugün okul dönüşü arabada, İstanbul trafiğini aratmayan trafikte diğer arabalara küfreder ve severek dinleyeceğim bir podcast ararken çok yazasım geldi ama olmadı tabi. Neyse şu an evde yapmam gereken onca iş varken, ben 'Cesur ve Güzel' adlı Türk (yabancı bir pembe dizi de vardı bu isimde) dizisini izliyor, soğumuş kahvemi içiyor ve Türk dizilerinin nasıl bu kadar kötü olabileceğini düşünüyorum. Arkadaş bir dizideki herkes mi kötü oyunculuk sergiler? Belki Cahide ve Korhan'ı bunun dışında tutabilirim gerçi. Ben tüm rollere adayım, valla hepsinden iyi oynarım. Diyaloglar filan da çok komik. Hem izler hem yemek yaparken (mutfak açık mutfak ve sessiz evde içim şiştiği için zaten bu saçmalığı izlemeye başladım) bazen  çığlık atarak 'Yahu Türkler böyle konuşmuyor kafanız mı iyi?' demek istiyorum.


Türk dizileri yeter, çocuklara gelelim. Kocaman oldular, biri Dangoloz sisteminde FS1'a biri birinci sınıfa gidiyor. Bu Dangoloz sistemi Dangoltere adlı ülkede uygulanan sistem ve burada biz de nedense o sistemi tercih ettik. Bilinçli bir tercih değildi, zaten okul seçmek o kadar zor ki. Sanki meslek seçiyorlar. Okula başlamaları da ayrı bir olay. Dangoloz olmadığımız için onlar da ben de zorlanıyoruz. Aslında sadece Tombi ve ben zorlanıyoruz. Lokum arkadaş filan takmıyor. Tombi takıyor fakat. Mesela "Dangoloz oğlanlar, saçım siyah diye beni sevmiyor" diyor çocuk, bu devirde "YUHHHH" diye bağırabiliriz ama durum bu. Bugün veli toplantısı var, soracağım. Dua edelim de öğretmen beni yanlış anlamasın ve başka problemlere yelken açmayalım. Bu geyik Dangolozlar şunun farkında değil, evet onların dilini süper konuşamıyorum ama arkadaş senin dilin, benim ikinci dilim! Sen kaç dil biliyorsun???? Bu  saç rengi muhabbettinin üstüne, bir de Dangoloz anaların hiçbiri benim de suratıma bakmıyor. Önceki okulda herkesin muhabbeti birbiriyle o kadar iyiydi ki, insanın bir garibine gidiyor. Kanka olalım demiyorum ama insan bir 'günaydın' der, bazen kendimi görünmez hissediyorum o kadar! Ben de inadına çocukları alırken sürekli Türkçe konuşuyorum. Boş boş bakıyor enayiler. Çok dolmuşum valla, kimseye de anlatılmıyor. İyi birşey bu blog yazmak. Fakat kalkıp en azından evi toplamış gibi bir hava yaratmam lazım. Garmin seyahatte gerçi ama sevgili ablam (sevgili burada ironik olarak kullanılmıştır, kendisiyle ilgili yıl bitmeden bir yazı dizisi yapmayı düşünüyorum) burada ve öğleden sonra gelecek. Bütün sabah hiçbir şey yapmamış gibi gözükmek istemem.

Oh be içim rahatladı biraz yazınca. Yazayım ben ya, cidden yazayım.


1 Ocak 2017 Pazar

Yazayım Dedim

Yeni bir yıl başladı. İnşallah sağlıklı, mutlu, huzurlu, sevgi ve barış dolu bir yıl olur tüm insanlık için. İlk sabahı pek umut vermedi ama yaşamaya devam etmekten ve ümit etmekten başka bir çaremiz yok. İnsanın umudu kalmadığında, kendime hatırlattığım cümle "Herkes yaptığı şeyi iyi yapmak için çaba sarf etse..." Belki hepimiz yaptığımız her ne ise onu iyi yapmak için daha fazla uğraşsak dünya daha iyi bir yer olabilir. Gerçi dünyadan çok bizim ülkemizin iyi bir yer olmaya ihtiyacı var gibi. Burada dünyanın dört bir yanından bir sürü insanla aynı havayı soluyorum ve gördüğüm kadarıyla onlar gayet mutlular. Umutlu, mutlu olmak istiyorum ben de herkes gibi, çocuklarımın, hepimizin güzel bir dünyada, insan gibi yaşamasını istiyorum.



Utanmadan sıkılmadan gündelik hayatımı yazmak, gündelik hayata dair fotoğraf paylaşmak istiyorum. Mesela bugün çok renkli bir müzik grubu vardı alışveriş merkezinde, çocuklar izlerken kıkırdadı, çok hoşlarına gitti. Ben de kaydetmek, paylaşmak istedim ama sonra içim cız etti; 'ben de dahil insanlar acı içindeyken, kayıplar için yas tutarken ne müziği, ne eğlencesi' dedim kendime, yüzümde zoraki bir gülümsemeyle devam ettim güne.

2017'de yazmak istiyorum, gündelik hayatımı anlatmak istiyorum, sağlık, mutluluk diliyorum. Dünya güzel bir yer olsun diye dua ediyorum.